Mersin, yıllar boyu farklı medeniyetlerin yaşadığı bu nedenle de tarihi kalıntılara sahip bir şehir. Mersin'de iki tane antik kent gördük. Farklı medeniyetlerin izlerinin taşa toprağa sindiği bu bölgelerde kısa bir gezinin ardından aklımda kalanlar..Silifke’den yukarılara tırmandıkça bir antik kentle karşılaşacağımızı biliyordum ama böylesini beklemiyordum. Uzuncaburç antik kentinden bahsediyorum. Helenistik dönemde İ.S. 72 yılında Olba Krallığı’na bağlıyken Romalılar tarafından Diocaesarea adıyla bir kent devleti olan haline gelen bu şehirde, her iki döneme ait kalıntılar bulunmakta. Zeus tapınağı, uzun burçlar, anıt mezar, sütunlu yol, tiyatro, çeşme binası, şans tapınağı, ve şehir kapısı kazılarda ortaya çıkan eserlerden.

Diğer bir antik kent de “Kanlı Divane”. Şehrin içindeki çöküntüde suçluların vahşi hayvanlara parçalatıldığı inancı nedeniyle halk tarafından “Kanlı Divane” adını aldığı söylenmekte. Bu ölüm çukurunun duvarlarına bakıldığında bir tarafta kılıçlı bir asker ve diğer tarafta da -sanki gösterileri izleyen- beş kişilik bir aile kabartması var ki, bu da bu inancı destekler görünmekte. Bu ölüm çukurunun etrafına kurulan, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşim merkezi olarak kullanılan bu şehirden bazilika, sarnıç ve anıt mezar kalıntıları görülebilir.
Narlıkuyu’da meşhur “Üç Güzeller Mozayiği”ni gördük. Deniz kenarındaki sarayın hamam bölümünde yere yapılan bu mozaik, Silifke Kaymakamlığı’na göre Zeus’un kızları yarı tanrıça Aglaia, Thalia, Euphrosyne’yi göstermekte (Kültür Bakanlığı sitesinde Hera, Athena, Afrodit olduğu yazıyor). Mozayiğin üst kenarındaki Grekçe yazının Türkçesi şöyle imiş:
"Ey konuk dost! Bu mucizeli suyu kimin bulduğunu, saklı kaynağını kimin gün ışığına çıkardığını merak ediyorsan, bil ki O, imparatorların dostu ve Kutsal Adalar'ın dürüst yöneticisi Poimenios'tur".



