14 Temmuz 2010 Çarşamba

SOÇİ-RUSYA















Rusya Federasyonu'nun en önemli tatil bölgesi olan Karadeniz sahilinde bulunan 300 bin nüfuslu Soçi, aynı zamanda Trabzon'un kardeş şehri. Bölgenin tek havaalanı Adler, Gürcistan'ın özerk bölgesi Abhazya'ya komşu ve Soçi'ye 30 km kadar uzaklıkta.

Yemyeşil bir coğrafyada kuzeye doğru devam eden sahil yolu, Soçi'nin içinden geçtikten sonra, Krasnadar üzerinden Moskova'ya kadar gidiyor. Soçi'nin merkezi, burada denize dökülen Soçi Çayı'nın iki kenarındaki, Karadeniz manzaralı iki tepenin eteklerinde kurulmuş. Bu çok yeşil şehrin neredeyse tamamı büyük otellerden oluşuyor.

Bunların en büyüğü Zapolarye Sanatoryumu; Sibirya'da bulunan ve dünyanın en büyük nikel üreticisi devlet kuruluşunun, personeli için yaptırdığı tesisler o kadar geniş bir alana yayılmış ki, Soçi merkezi kadar demek mümkün. Soçi'de bulunan ve Sovyetler Birliği’nin diğer kamu işletmelerine ait birçok sanatoryum gibi, 1991’de yöneticilerine ve çalışanlarına devredilmiş.

Sezon mayıs ayında açılıyor, su soğuk ama Sibirya'dan gelenler pek öyle düşünmüyor, sahiller oldukça kalabalık. Liman’da öyle, Avrupa’dan gelen yatlar arasında Türk bayraklı olanlarını da görmek mümkün.













Soçi'de görülecek yerler arasında; merkezde bulunan Lenin'in mozaik rölyefinden başka, Rusya’nın en büyük botanik bahçesi olan Tropik Park (1892) , Sanat Galerisi (1936), Tiyatro (1937), İstasyon (1952), Liman (1955) ve Tarihi Kilise sayılabilir. Genellikle tarihi binalarda görmeye alıştığımız Posta İdaresi; Soçi’de yeni bir binada çalışıyor ama önündeki anıtta yer alan orak-çekiçli amblem, yakın tarihe gönderme yapıyor.

Kafkasya'da Kafkas sofrasına oturmadan olmaz. Banket; geleneklere göre üç çeşit ekmek-börekle başladı, Tamada'nın yönettiği masada önce üç kez (sırasıyla Tanrıya, anne-babaya ve kardeşlere) kadeh kaldırıldı, sonra davet sahiplerine ve konuklara söz verildi. Her konuşmacı ayakta dinlendi, boşalan şişeler asla masada bırakılmadı, konuşmacının ikram ettiği kadeh geri çevrilmedi vb. daha birçok rituel geleneklere göre aynen uygulandı.

Soçi’ye gelince görülmese olmaz bir yer daha var; Adler-Soçi yolunun ortalarında ve sahilden 11 km kadar içerde bulunan Ahun Dağı, 500 m yükseklikte zirvesinden hem Adler'e, hem Soçi'ye, hem de Kafkas Sıradağları’na panorama veriyor. Burada 1932 yapımı bir seyir kulesi, birçok hediyelik eşya satışı ve kafeler yer alıyor.

2014 Kış Olimpiyatları’nın düzenleneceği kesinleşen Soçi hızlı bir değişim içinde. Yerel yönetim, 11 yeni spor tesisi ve 2 olimpiyat köyü kurulması yanında, tüm alt yapıyı da değiştirmeye hazırlanıyor. Burada yazlığı bulunan Putin, olimpiyatlar için tam 12 milyar dolarlık bir bütçe ayırdı. Öte yandan turizm ve konut alanında yatırımlar hızla artıyor. Burada yapılan lüks konutlar, öncelikle ülkenin iç taraflarında yaşayan Rusların yazlık ihtiyacını karşılıyor ayrıca çok sıcak olmayan iklimi ve yeşil doğası nedeniyle Arap varsıllar tarafından tercih ediliyor.

Soçi’ye, İstanbul’dan uçakla gelinebileceği gibi, Trabzon’dan düzenlenen gemi seferlerinden de yararlanmak mümkün. Rusya Federasyonu Türklere vize uyguluyor. Bireysel turistik başvurular için, otel rezervasyonun aslı şart, vizeler sadece verildiği şehir için geçerli ve de 3 günü geçen konaklamalarda polise kayıt gerekiyor (bu formalite genellikle oteller tarafından yerine getiriliyor). Moskova veya St. Petersburg havaalanlarında daha toleranslı olan polis ve gümrük görevlileri, buranın aynı zamanda Kafkasya gibi her zaman sorunlu bir bölgenin kapısı olmasından dolayı, çok katı davranıyorlar.

Rusların tatil tercihlerinde Antalya’nın yeri başkadır. “Antalya’yı görmeyen Rus kalmadı” demek biraz abartı olabilir ama pek çok Rus’un İstanbul’u hiç görmediği halde, birçok kez Antalya’ya geldiğini söylemek yanlış olmaz. Rusya’nın Antalya’sı olarak ünlenen Soçi ise; kuzey komşumuzun Türkiye’ye en yakın ve en önemli turizm bölgesi. 2014’de her şey çok pahalı olacak, vakit varken görmek gerek…

7 Temmuz 2010 Çarşamba

GÜNEY AFRİKA

GÜNEY AFRİKA



Kruger Milli Parkı

Eğer unutulmaz bir deneyim yaşamak istiyorsanız, vahşi hayatı önünüze seren bu dünyanın en ünlü ve nadide parkını muhakkak görmelisiniz.




Masa Dağı (Table Mountain)

Adından da anlaşılacağı üzere, zirvesi dümdüz olan dağ, Cape Town'un adeta simgesi haline gelmiş durumda. Zirveye teleferik yoluyla ulaşılabiliyor; ancak kendinizi zinde hissediyorsanız ve de zamanınız varsa yürüme de çıkabilirsiniz





Ülkenin güneydoğu kıyısında uzanan yüzlerce kilometre uzunluktaki Garden Route şeridi, körfezleri, falezleri, sahilleri ve kasabalarıyla görenleri büyülüyor.Turistlerin yoğun ilgi gösterdiği Cango Mağaraları, Devekuşu Çiftlikleri
bu kıyı şeridi üzerinde.




Robben Adası


Zamanında "Nelson Mandela" ve beyaz ırkçı hükümetin düşman olarak gördüğü diğer zenci politikacılara ev sahipliği yapan ada Dünya Miras Alanları listesinde.


Victoria & Alfred Kordonu

Masa Dağı ile Robben Adası arasında bulunan ve Güney Afrika'nın en çok ziyaret edilen mekanı olan bölge, Cape Town'un en işlek limanını, çeşitli eğlence ve alışveriş merkezlerini içinde bulundurmakta. Yine dünyadaki devasa akvaryumlardan biri olan "Two Oceans Akvaryumu" da ziyaretçilerin yoğun gösterdiği bir mekan. Sertifikanız var ise köpekbalıklarının arasına dalabiliyor veya eğitmenler eşliğinde balıkları besleyebiliyorsunuz.



Kumsallar

Güney Afrika yüzlerce kilometrelik el değmemiş ve kirlenmemiş bir sahil şeridine sahip.Bu şerit, güvenli yüzme alanları arayanlar, surf yapmak ve balık tutmak isteyenlere fevkaladefırsatlar sunuyor.





Sun City Resort

Dünyanın ikinci Las Vegas'ı olarak adlandırılan Sun City, içinde 4 otel ile birlikte kumarhaneler, golf sahaları, yüzme havuzları, surf mekanları, balon turları, timsah çiftliği, kuş gözlem evleri, sinema ve kabare tiyatroları gibi pek çok eğlence mekanı barındıran devasa bir tatil köyü.



Sterkfontein Mağarası


İlk insanlara ait kalıntıların ile fosillerin bulunduğu ve Dünya Miras Alanları listesinde olan mağaralar da yoğun ilgi görmekte. Ayrıca aynı bölgede paleontologlar tarafından oluşturulan muhteşem bir müze de var.






Soweto

Johannesburg şehrinin güneyinde bulunan Soweto beldesi en yoğun zenci nüfusu barındırmakta. En yoğun turist çeken yerler Özgürlük Meydanı, Nelson Mandela'nın Evi ve Hector Pieterson Anıtı...


Köyler

Güney Afrika'da farklı kültülerle tanışabileceğiniz pek çok köy bulunmakta. Büyülü ve mistik bir deneyim yaşamak isteyenler için belirli şehir merkezlerinden özel turlar bulunmakta.



25 Ekim 2009 Pazar

Krakow-Polonya





Kraków ['krakuf], (Türkçe yazımıyla Krakov, Almanca Krakau, İngilizce Cracow, Fransızca Cracovie) Polonya'nın en eski ve en büyük üç şehrinden biridir. 2004 nüfusuna göre 780.000 (yakın topluluklarla birlikte 1,4 milyon) kişi yaşamaktadır. Tarihî şehir, Vistül Irmağı'nın Wawel Tepesi'nin ayağında Küçük Polonya'nın (Małopolska) güneyinde kalıyor. Küçük Polonya Voyvodası (Województwo małopolskie)'nın da 1999'dan beri başkentidir. Eskiden Kraków Voyvodası'nın başkentiydi.


Kraków, geleneksel olarak ülkenin bilim, kültür ve artistik merkezi olmuştur. Eski Polonya krallarının oturdukları, eski başkent ve birçoğu için tarihi sahnelere tanık olmasından dolayı Polonya'nın kalbi olarak söz edilmektedir. Yerli ve uluslararası turizm yılda yedi milyon turisti ağırlıyor.

Dünyanın en eski alışveriş merkezlerinden biri olan Cloth Hall, bu kentte yer almaktadır. Krakow 'En Değeri Bililinmeyen Şehir' seçilmiştir.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

KUALA LUMPUR-MALEZYA



UZAK DOĞUNUN MODERN YÜZÜ:
KUALA LUMPUR

Kuala Lumpur Malezya'nın başkenti ve en kalabalık şehridir.
Para birimi : Ringgit olup kisaca RM diye ifade edilir. 1$= 3,8 Ringgit Saat farkı : Saatlerinizi 5 saat ileri almayı unutmayın! Resmi dil : Bahasa Meyalu (Malay) dilidir. Ancak İngilizcede yayagın olarak kullanılır. Sıcaklık : Tropikal bir iklime sahip olan şehirde en sıcak ay, Nisan ve Mayis (22-38° C), en soğuk ay ise; Aralık (22-32° C) Nüfus : Yaklaşık 1,145 milyon Vize : Ülkeye girişte 3 aylık turist vizesi alıp Malezya'ya giriş yapabilirsiniz
Malezya'nın Kuzeyinde Tayland, Güneyinde Endonezya ve Singapur ile çevrilidir. Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur Gombak ve Klang nehirlerinin kesişme noktasında bulunmaktadır. Kuala Lumpur, Güney Asya'nın bütün özelliklerini bir arada yaşayabileceğiniz bir şehir. Modern ve doğallığın bir arada yaşandığı, metropol şehirlerde ki gibi göklere uzanan gökdelenler, lüks havaalanı, şık restoranları, geceleri ışıl ışıl olan mağazaları, caddeleri, sokakları ve bütün bu gelişmişliğin ortasından özünden doğal güzelliklerinden yağmur ormanlarından hiçbir şey kaybetmemiş olan bir şehir...

Şehirde bulunan teknolojik yapılar yaşayan halkı çok fazla özünden kopartmıştır. Malezyalılar, yüksek binalarda çalışırken, işlerinden evlerine giderken bahçelerin ve yeşillerin içinde ki sokaklardan evlerin ulaşırlar. Yaşanan bu ikilimler şehre bambaşka özelliler katmaktadırlar. Bir tarafta modern yapılar bir tarafta ise özünden ve yaşam kültürlerinden bir şey kaybetmemiş olan Malezyalılar... Kuala Lumpur kelime anlamı olarak "çamurlu kavşak" anlamına gelmektedir. Ancak bu isme bakıp da bu şehrin çamurlu ya da derbeder bir şehir olduğunu düşünmeyin! Aksine şehir tam anlamıyla teknolojinin bütün nimetlerini kullanan ancak doğal güzelliklerinden de bir şey kaybetmemiş bir şehirdir.Malezya'da, insanlara hayvanlara, doğaya verilen saygı ve önem gerçekten imrendirici boyuttadır. Bu şehirde insanları yüksek binaların arasında yaşamaya mahkum olmadan, doğal güzellikler bozulmadan yaşamlarını sürdürmektedirler. Bir çok yerde bulunan kelebek parkları, hayvanat bahçeleri, orkide ve ambar çiçeği bahçeleri hayvanlara ve doğaya olan saygının birer göstergesidir.

Petronoz İkiz Kuleleri Merdeka Meydanı: Her şehrin her bölgenin oldukça meşhur bir meydanı vardır. Şehirlerde yaşamlar bu meydanlar da yaşanır. Bu meydanlar buluşma noktası ilan edilir, yol tarifleri "meydandan sola dön, ya da meydanın yakınında" gibi tabirlerle yapılır. Ve Kuala Lumpur'da da böyle bir meydan bulunuyor. Ve bu meydanın bir diğer özelliği ise 31 Ağustos 1957 yılında İngiliz bayrağı göklerden indirilip yerine Malezya bayrağının asıldığı yer olarak tarihi bir anlamı vardır. Petronoz İkiz Kuleleri: Bu ikiz kuleler Kuala Lumpur'un modern şehir yakıştırmasına neden olan en büyük nedendir. Bu ikiz kuleler, 425 metre yüksekliğinde 88 katlıdır. Ve iki kuleyi birleştirmek için üst katlarında bir köprü bulunmaktadır. İkiz kuleler dünyanın en yüksek binalarında biri olarak bilinmektedir. Bu binalar özellikle gece ışıklandırıldığında görünen manzara insanın gözlerini kamaştıracak şekildendir. Kauala Lumpur'da Milli Bilim Merkezi, Ulusal Camii, Golden Horses Sarayı gibi oldukça modern yapıların hepsini bu şehirde görebilirsiniz.

Kuala Lumpur'da yemek yemek konusunda Malezya yemeklerinden ve Malezya mutfağından bahsetmek gerekir. Malezya mutfağı, Tayland ve Endonezya yemeklerine benzemektedir. Hatta Çin yemeğinin bile andırdığını söylenebilir, bir çok Asya ülkesini yemek tarzları bir birine benzemektedir. Genel anlamda yemekler çeşitli soslar ve baharat karışımlarından yapıldığı için ilk bakışta biraz ağır gelecektir. Özellikle Kuala Lumpur'da ki yemeklerin içine katılan köri sosu sayesinde yemekler oldukça farklı lezzetlere bürünmektedir. Yemeklere katılan bol baharat ve soslarla ağı bir yemek tarzı Kuala Lumpur'da, özellikle Malayların oldukça severek tükettikleri 'Rendang Tok' isimli yemek hindistan cevizi sosunda pişirilen bir balık çeşididir. Bu yemeğin diğer soslu yemeklere nazaran daha hafif bir yemek olduğu söylenebilir. Güney Asya yemeklerinde lezzetlerinin farklılığı gibi sunumlarıyla da göz doldurmaktadır. Malezya'nın baş yemeği olan pirinci hem yemeklerin içinde hem de yemeklerin yanına garnitür olarak görebilirsiniz. Malezya'da yemeklerin görünümlerine oldukça önem verilmektedir. İlk bakışta görünümü ardından kokusu ardın da lezzeti sizi başta çıkaracaktır.

Malezya'da alışveriş yapmak için bir çok seçeneğiniz mevcut gerek modern mağazalar gerekse, pazarlar gerek yöresel çizgilerden oluşan ürünlerle Kuala Lumpur'da alışveriş yapmak ayrı bir keyiftir.Bu şehirde yöresel ürünlerden bahsetmek gerekirse bir çok turistin oldukça ilgisini çeken "batik" ürünlerden bahsetmek gerekir. Düz kumaşlara özellikle de keten kumaşlara değişik tekniklerle oldukça egzotik desenler ve renkler kullanılarak ortaya oldukça şık ve özel ürünler çıkmaktadır. Eğer sizde Malezya'da el yapımı ürünlerin nasıl yapıldığını merak ediyor ve bu ürünlerin yapılışlarını kendi gözlerinizle görmek isterseniz, batik ürünlerin haricinde kalay ve maden fabrikalarını gezebilirsiniz. Kalay ve maden yatakları bulunmadan önce ufak bir köy olan Kuala Lumpur bu yer altı zenginlikleri sayesinde bu kadar modern bir şehir olmuştur. Bir ülke ekonomisine bu kadar yararlı olan bir ürünün nasıl işlendiğini görmek heyecan verici olmaz mı? Kuala Lumpur'da da bazı fabrikalara düzenlenen turlar sayesinde bir çok insan burada bu ürünlerin nasıl yapıldığını seyrederek kendi gözlerini önünde yapılan bir ürünü satın lama lüksüne de sahip oluyor. Tabii Çin Pazarlarını da unutmamak gerekir, bu ülkenin belli bir çoğunluğunu oluşturan Çinliler, belli merkezlere kurduklara Çin pazarıyla incikten boncuğa kadar bir çok ürünü size sunmaktadırlar.Alışveriş konusunda son bir hatırlatma yapacak olursak, Kuala Lumpor'da ve tüm Malezya ülkelerinde satın alacağınız ürünlerin fiyatları sizi şaşırtmasın! Bu ülke oldukça ucuz bir ülke olarak ün yapmıştır. Nüfusun belli bir çoğunluğunun Çinlilerin oluşturması bu ülkede satın alınacak ürünler hakkında size ufak bir bilgi, vermiştir sanırım! Bu şehirde ve daha genel anlamda bakarsak, Malezya'da yöre halkının yapmış olduğu ürünlerin dışında Çin ürünlerinden de satın alabilirsiniz.




















LVİV-UKRAYNA


LVİV (GALİÇYA)
Lviv Ukrayna'nın batısında, büyük bir şehirdir. 860,000 kişilik nüfusunun %88'i Ukraynalı, %8'i Rus, %1'i de Polonyalıdır. Günde yaklaşık 200,000 kişi şehre giriş yapar.
Şehirde Lviv Ünv. ve Natsyonal'niy unyversitet "Lvivsyka Politehnika" İngilizce: Lviv Polytechnic) adlarında iki yüksek eğitim kurumu bulunur.
Lviv'de filarmonik orkestra ve Lviv Opera ve Bale Tiyatrosu bulunur. Tarihî şehir merkezi, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alır.
Lviv ambleminde bir aslan yer alır ve şehrin 750. kuruluş yıl dönümü 2006 ekiminde kutlanmıştır.Bunların dışında şehir bir taşımacılık ve endüstri merkezidir. Motorlu araç, tarım araçları, elektronik cihaz ve kimyasal ürünlerin üretimi yapılır.


Nüfus:
0.758 milyon
Bölge alanı:
21.800 kilometrekare
Bölge nüfusu:
2.59 milyon
Kiev'e uzaklığı:
544 km.















6 Aralık 2008 Cumartesi

Asvan-Mısır





















Asvan ya da Asuan, güney Mısır'da Nil ırmağı kıyısında bir kent ve turizm merkezidir. Asvan aynı zamanda Mısır'ın Asvan ilinin idari merkezidir. Nüfusu yaklaşık 200,000 kadardır. Nil ırmağının doğu yanında yer alır ve Nil'in ilk şelalesini bünyesinde barındırır. Dünyanın en kuru yerleşim yerlerinden biridir. En son yağış 2006 yılında kaydedilmiştir.
Kentin tarihi Eski Mısır dönemine kadar uzanır. Eski Mısır dilindeki adı Swenet idi. Swenet adının aynı ismi taşıyan Eski Mısır tanrıçasından geldiği söylenir. Nil ırmağının doğu yakasında küçük bir yarımada üzerinde, ilk şelalenin hemen aşağısında kurulmuştu.
Turistik Yerler
Ağa Han'ın mezarı (Elefantin adasında)
Asvan Barajı
Aswan Cataract Oteli
Elefantin Adası
Kitchener Adası
Nil ırmağının ilk şelalesi
Philae Tapınağı

22 Kasım 2008 Cumartesi

Port Moresby-Papua Yeni Gine




Papua Yeni Gine'nin başkenti aynı zamanda en büyük şehri olan Port Moresby 200.000 nüfusla ülkenin kent denilebilecek tek şehiridir. Kentte İngiltere tarafından gönderilen bir vali oturur.Yeni Gine adasının güneydoğu kıyısındaki Papua Körfezine bakan Port Moresby limanının doğu kıyısında yer alır.
İngiliz deniz albayı John Moresby'nin 1873'te yöreyi keşfetmesinden sonra İngiliz yönetimine girdi (1883-84).II. Dünya Savaşı sırasında Müttefiklerin önemli bir üssü olarak Japonların ana hedeflerinden biri durumuna geldi.1945'ten sonra Avustralya'ya bağlı Papua denizaşırı toprağı ile Avustralya'nın yönetimindeki BM Yeni Gine Vesayet Bölgesi'nin yönetim merkezi oldu.Böylece silik bir liman olmaktan çıkarak modern tesislere sahip, iyi planlanmış bir kente dönüştü.Papua Yeni Gine'nin 1975'te bağımsızlığına kavuşması üzerine başkent yapıldı.Başkent ilan edildikten sonra nüfusu hızlı biçimde artan Port Moresby'de işsizlik ve suç oranları çok yüksektir.

Ulaşım [değiştir]Papua Yeni Gine'nin resmi havayolu şirketi Air Niugini ile Jacksons International Airport üzerinden Avustralya,Singapur,Solomon Adaları,Filipinler va Japonya'ya hava ulaşımı sağlanır.Kara yolu ulaşımı kötü durumda olduğu için ülkenin diğer bölgelerine ulaşım hava yoluyla gerçekleşir.

Kaşiflerin Şehri: Oslo






























KÂŞİFLERİN ŞEHRİ:OSLO
Kuzeyli ülkelerin, benim için hiç de azımsanamayacak bir çekiciliği her zaman var olmuştur. Ancak bu çekicilik, hava limanlarına inildiğinde birden bire kaybolur. İlk etapta şehir merkezine ve merkezden alana yapılacak yolculuğun maliyeti ciddi anlamda ülkemizdeki bir aylık yol masrafıdır. Havalimanından şehre inmek süper hızlı trenler ile sağlanabildiği gibi normal banliyö trenleri ile de sağlanabilir. Şehrin kuzeyinde yer alan havaalanından kente ulaşım tahminen 45 dakika sürmektedir. Taksiyi düşünenler ise çok ciddi bir serveti gözden çıkarmak zorundadır diye düşünüyorum. Oslo’da duraklar dışında taksi bulmak mümkün değildir.İskandinavya kentlerindeki yaşamın çok pahalı oluşu Oslo’da tavan yapmaktadır.
Oslo, bir o kadar kuzeyli de olsa Norveçlilere göre ılıman iklimi sayesinde her zaman güneyli olmuştur. Güçlü bir okyanus akıntısı, ılık suları Norveç kıyılarına kadar getirir. Bu ılıman iklimden ise en çok menfaat sağlayan Oslo fiyordudur. Hatta bu akıntılar Kutup Dairesi’nin kuzeyinde bulunan bazı fiyortları dahi donmaktan korumaktadır. Yeşili ve maviyi birlikte bu kadar güzel sunan başka bir kuzey kenti yoktur.
Oslo üç tarafından dağlar, diğer tarafından ise limanlarla çevrili Avrupa’nın yüzölçümü bakımından beşinci büyük ülkesi olan 4.500.000 nüfuslu Norveç’in 510.000 nüfuslu sıcak başkentidir. Norveç’te en çok konuşulan iki dilden birisi olan Nynorsk genelde Osloluların tercihidir. Bokmal dilini ise daha çok ülkenin orta ve kuzey kesimleri tercih etmektedir. Ancak kentte hemen herkes İngilizcede konuşmaktadır.
Eski ismi Kristiania olan kent,her ne kadar fiyort nedeniyle deniz kıyısında olsa bile, kentin liman tarafındaki butik semti Aker Brygge dışında, hiçbir yanının denize kıyısı bulunmamaktadır.
Norveç dünyanın keşfinde rol almış onlarca kâşif çıkarmış denizcilik ve gemi yapımında dünyada söz sahibi bir ülkedir. 14 Aralık 1911’de Güney Kutbuna giden ilk insan olan ünlü kâşif Roald Amundsen’de, yine Nobel Ödüllü Fridtiof Nansen’de , dünyaca ünlü büyük oyun yazarı Henrik İbsen’de Norveçli olup; Oslo’da isimleri caddelere, meydanlara ve enstitülere verilmiş kişilerdir.
Oslo’nun nerede ise simgesi olan Radhuset binası (City Hall) kentin en işlek caddesi olan ve adını Charles XIV John’dan alan Karl Johan Gate Caddesi ile Aker Brygge arasında yer almaktadır. Şehrin kalbi ise Royal Palace ile merkez istasyonu arasında uzanan ve üzerinde sayısız alışveriş merkezinin, Parlamentonun ve Oslo Üniversitesi Hukuk Fakültesinin de bulunduğu Karl Johan Gate Caddesi üzerinde atmaktadır.
Tahminen binli yılların başında Vikingler tarafından ele geçirilen kent 1299 yılında da başkent olmuş. Kentin doğu ve batısındaki tepelerden görülen enfes manzara kesinlikle görülmelidir. Oslo’ya bağlı yakın adaların doğası çok güzel olmasına rağmen bu durum Norveç’in genel anlamda her yerinde böyledir. Adalara günübirlik gezi düzenlenebilir. Bunun için şehirden Aker Brygge’deki iskelelerden kalkan küçük feribotlar ile yarım saatte hemen hemen bütün adalara gitmek mümkündür. Oslo’ya yapılan seyahat, uzun süreli ise adalarda kamp da yapılabilir.
Dünyanın Tokyo’dan sonra en pahalı başkenti ilan edilen Oslo, Avrupa'nın en güvenli şehirlerinden biridir. Sokaklarda gösteri yapan dilencilerin bile, yabancı gazeteleri takip ettiğini öğrenince küçük çapta bir şok geçirmemek mümkün değil.
Kentin hemen her yerine tramvayla gitmek mümkündür. Fornebu Parken bölgesindeki otellerde konaklamak son derece ekonomik ve doğayla baş başa kalmayı da sağlayacak niteliktedir. Bu bölge, Oslo Fiyordunun kıyısındadır. 23 numaralı otobüs ile son derece güzel bir Oslo çevre gezisi yapılabilir.Ulusal Tiyatro binası önünden kalkan bu otobüs ile Oslo Fiyorduna kadar gidilebilir.Fotoğraf çekmek isteyenler için de son derece güzel manzaralar burada mevcuttur.
Norveç’te ülke içi uçuşlar için Oslo Havalimanı kullanılacak ise buradan kalkan uçuşlarda sınıf farkı ve koltuk numarası yoktur. Biletinizi alıp, uçakta bir minibüse biniyor gibi binersiniz. Ülke içinde uçmak gerekiyor ise mutlaka biletin en erken 1 ay önceden alınmasında fayda vardır. Aksi halde çok ciddi rakamların ödenmesi söz konusu olabilir. Trenle seyahatte diğer ülkelerde olduğu gibi ekonomik değildir. Daha çok otobüs kullanılmasını ben kendi adıma öneririm.
İskandinavya’nın başkenti olarak kabul edilen Stockholm’ün gölgesinde kalan bu kentte, en çok İsveç ürünlerine rastlamak hiç de şaşırtıcı değil.
Yemek konusunda bu kentte ciddi bir sıkıntı çekilebilir. Norveçlilerin özel bir yemekleri yok. Ağırlıklı olarak deniz ürünleri ile beslenen bir halk Norveçliler. Özellikle tütsülenmiş somon en önemli spesiyalleri. Evlerde yemek yeme alışkanlığı olmayan Norveçliler ağırlıklı olarak fast food ile besleniyorlar. Ancak çok basit bir balık lokantasında yenilen bir yemeğe dahi bu kentte bir servet ödenebilir.
Sosyal toplum bilinçleri çok gelişmiş olan Osloluların bir şeyin yanlış yapıldığını/işlediğini gördükleri anda hemen şikâyetçi olmaları ise son derece kalkınmışlığın göstergesi olarak düşünülebilir. Trafikte yayalara da ceza kesildiğinden sadece yaya geçitlerini kullanmak nerede ise mecburi tutulmuş. Atlı polisler daimi surette şehrin caddelerinde tur atıyorlar. Şehrin hemen her yanında bisiklet kullanımı son derece yaygın ve özel bisiklet yolları ile park yerleri de düşünülmüş. İstasyon yakınlarında binlerce bisikletlik park yerleri hemen göze çarpıyor.
Gidilecek en ilginç yerler arasında en baş sırayı açık hava heykel müzesi görünümünde olan Vigeland Park, almaktadır. Yemyeşil doğası ve Oslo’nun maskotu olan, bronzdan yapılmış ağlayan çocuk burada görülebilir. Park içerisinde 500 m’lik bir yürüyüşten sonra sanki bir heykel bahçesinin içine düşüyoruz. Daha çok hümanizmi ve insanlığın saf ve doğal yönünü gösteren yüzlerce heykel burada inanılmaz bir göz ziyafeti sunuyor. 17 metre yüksekliğinde olan Monolith ise parkın yine en ilgi çekici eserlerinden birisidir.
Karl Johans Gate, Opera Binası, Trafik Anten, Kraliyet Sarayı, Fornebu Parken Gronland ve Grunerlokka şehrin en güzel yerleri ve görülmesi gereken yerlerdendir. Rema ve Rimi adlı marketler alışveriş için en uygun marketler olup; alışveriş de tercih edilmesi böyle bir ülkede bütçesini düşünenlere yardımcı olabilir.
Oslo sporla da yakından ilgilenen bir kent olmuş. 1952 yılında yapılan Kış Olimpiyatlarına da ev sahipliği yapmış. Dünyanın en uzun tüneli olan Laerdal tüneli yine bu şehirde bulunmaktadır. Yine dünyanın en uzun fiyordu olan Naeroyfjorden de burada bulunur.
Yaz kış güzel bir sunumu olan Oslo’ya seyahat pahalı da olsa gitmeye ve görmeye değer niteliktedir.

Karadenizin İncisi,Samsun




























"SAMSUN" ADININ MENŞEİ
"Samsun" adının Yunanca "Amisos" kelimesinden gelme olduğu sonundaki "Os" veya "S" ekine bakılarak ileri sürülmüşse de, kelimenin kökeninin eski Yunan öncesi döneme dayanmasının daha kuvvetli bir ihtimal olduğu belirtilmiştir. Bu durumda Amisos adının deniz yoluyla gelen Yunanlılar tarafından verilmiş bir ad değil, komşu şehir Amasia (Amasya) gibi, Anadolu menşeli bir kelime olduğu anlaşılmaktadır.
Bugün kullandığımız şekilde "Samsun" adının ortaya çıkışının XII. ve XIII. yy. daki Türk hakimiyetine dayandığı, Batı kaynaklarında ise bunun "Sampson" şeklinde geçmeye başladığı görülmektedir. Gerek Samsun ve gerek Sampson şeklindeki söylenişlerin Amisos'tan geldiğine de şüphe yoktur.
Osmanlılar devrinde şehrin adı Samsun olarak anılmış, fakat sancak adı olarak Canik ismi kullanılmıştır.

TÜRK HAKİMİYETİNDEN ÖNCE SAMSUN
Samsun Bölgesinde ilk insan izlerinin Tekkeköy'de ortaya çıktığı tesbit edilmiştir. Buradaki mağaralarda ve düz yerleşim yerlerinde yapılan kazılarda Paleolitik (Eski Taş Devri- M.Ö. 600.000 10.000) ve Mezolitik (Orta Taş Devri-M.Ö. 10.000-8000) çağa ait eserler bulunmuştur. Samsun Bölgesinin M.Ö. 5. bin sonunda başlayarak Kuzey Yunanistan, Bulgaristan ve Ege adaları ile sıkı bir ilişki içinde olduğu, bu ilişkilerin kıyı gemiciliği ile sağlandığı ve Geç Kalkolitik çagda (M.O. 3500-3000) bu ilişkilerin orta Anadolu'ya kadar uzandığı tespit edilmiştir.
Atatürk Heykeli
Bu bölgedeki açık hava yerleşmelerine en erken Geç Kalkolitik çağda (M.Ö. 4000-3200) rastlanır. Geç Kalkolitikten Demir çağına (M.Ö. 1200-600/ 580 kadar uzanan zaman dilimi içinde yörede tespit edilen yerleşme saysı 80'e yakındır. Bunlardan Geç Kalkolitik- İlk Tunç çağına M.Ö. (3200.2100) tarihlenen yerleşmeler Bafra, Kavak, Havza dolaylarında, Orta Tunç çağına M.Ö. (2100-1600) tarihlenen yerleşmeler ise Bafra'nın batı ve güneyinde yoğunluk kazanır. Geç Kalkolitik ve Tunç çağlarının tespit edildiği Tekkeköy, Dündartepe, Kaledoruğu ve İkiztepe'de yapılan bilimsel kazılarda tüm yerleşmelerin köy karakterinde olduğu ve küçük topluluklar tarafından kurulduğu anlaşlmıtır. Halk ahşap evlerde oturmakta avcılık, balıkçılık ve hayvancılık yaparak geçimlerini sağlamaktadır. Hititler'in başkenti Boğazköy'de bulunan tabletlerden öğrenildiğine göre de Son Tunç Çağı'nda (M.Ö. 1600-1200) bu bölgede yabani bir kavim olan Gaşkalar'ın oturduğu belirtilmektedir.Bu kavim Hitit ülkesine sık sık akınlar düzenlemiş M.Ö. 15.yy. başlarında Boğazköy'ü ele geçirip yakıp yıkmışlardır. Grek mitolojisi ve antik yazarların notlarından anlaşıldığına göre Greklerin Karadeniz kıyıları hakkında M.Ö. 8.yy. sonunda bilgi sahibi oldukları görülmektedir.
M.Ö. 8. yy. sonunda Kafkaslar yoluyla Doğu Anadolu Bölgesi'ne giren Kimmer'ler, Güney Karadeniz kıyılarında yaşayan halklar üzerinde büyük etkiler bırakmışlardır. M.Ö. 7. yy'ın ilk çeyreğinde, Frig devletini yıkan Kimmerlerden bir kol Karadeniz Bölgesi'ne yönelerek, Sinop'u tahrip ederler; daha sonra bu bölge, Kimmerlerin ana yerleşme merkezi olur. M.Ö. 6. yy. başında Kimmerler giderek güçlerini kaybederler.
Grekler, Amisos yöresine geldiklerinde Kızılırmak ile Terme arasında yaşayan ve Beyaz Suriyeli yahut Kappadokialı adnı verdikleri bir halk ile karşılaşırlar. Ancak yeterli yazılı belge olmadığından bu yörede yaşayan halkın çok karışık olduğu kabul edilmektedir. Kızılırmak'ın batısındaki bölgede Greklerin Paphlagonlar dediği halk yaşamakta, Themiskyra'dan (Terme) doğuya doğru ise Amazonlar, Khalybler, Tibarenoslar ve Mossynoikoslar adı verilen halk toplulukları bulunmaktadır.
Antik kaynakların bildirdiğine göre Amisos, Greklerden önce kurulmuş bir yerleşme idi. Amisos'un ilk adının Enete olduğu bildirilmektedir.Daha sonra Miletos'lular tarafından bu yerleşme M.Ö. 6. yy. başında zapdedilerek kolonize edilir. M.Ö. 6. yy. ilk yansında Kappadokialılar gelip Amisos'a yerleşirler. M.Ö. 6. yy. ortasında Kappadokialı lider;Phokaialıların (Bugünkü Foça Şehri) Amisosta yerleşmelerine izin verir. M.Ö. 437'de daha önce Atina'dan Sinop'a gelenlerden bir grup Athenokles liderliğinde Amisos'a yerleşir ve adnı Peiraieos olarak değiştirir. Amisos kentini kuran Grekler, diğer kentlerde olduğu gibi cadde ve sokaklar, meydanlar, evler, tapınaklar, dini ve sivil yapılar inşa etmiş kent meydanlarını heykellerle süslemişlerdir.
M.Ö. 6. yy. ortalarında Persler'in Anadolu'yu egemenlikleri altına alması sonucu Amisos'un da diğer Grek şehirleri gibi Pers'lere vergi ödedikleri tahmin edilebilir. M.Ö. 4. yy. başlarında Amisos, Kappadokia Satrabı Damates tarafından alınır ve böylece Pers egemenliği altına girer. Büyük İskender'in M.Ö. 334'te Persler'i yenmesiyle Anadolu'daki Pers egemenliği sona erer ve Amisos'a bagımsızlık verilir. Büyük İskender'in ölümünden sonra iskender'in katibi Eumenes'e Kappadokia ile Paphlagonia-Pontus satraplığı verilir. Eumenes'in ölümünden sonra Kassandros M.Ö. 315'te Amisos'u kuşatır.Antigonos, yeğeni Ptolemaios'u göndererek şehri kurtarır ve satraplığı tekrar kurar.
Amisos M.Ö. 302'de Pontus Kralı Mithridates Kitistes zamanında Pontus egemenliği altına girer. Pontus Kralı Mithridates II (255-220) zamanında Amisos zaptolunur. Mithridates Filopator'un M.Ö. 120'de öldürülmesi üzerine , karısı Laodikeia Stefan Gölü (Ladik gölü) kenarında Laodikeia (Ladik) adlı yeni bir başkent kurdurur. Amisos, Mithridates VI. (120-63) zamanında en parlak dönemini yaşar. Şehrin yakınına ayrı surlarla Eupatoria adlı yeni bir mahalle yaptırır. Pontus Krallığı ile Roma İmparatorluğu arasında uzun süren savaşlar süresinde, Roma generallerinden Lucullus Amisos önüne gelince şehrin teslim olmasını ister. Ancak Amisoslular bu teklifi rededer. Şehrin hücumla zapt edilemeyeceğini gören Roma generali askerlerini Eupatoria banliyösü etrafına toplayarak burayı ele geçirir. Banliyösü düşünce Amisos tamamıyle kuşatılarak M.Ö. 71 sonbaharında ele geçer. İnsanlar öldürülmüş, yağmalanan şehir harabe haline gelmiştir. Lucullus hayatta kalanlara hürriyetlerini vererek şehrin yeniden yapılanması için emir verir. Lucullus'tan sonra yerine geçen Pompeius M.Ö. 64 ilkbaharında Amisos'a gelerek yeni düzenlemeler yapar. Amisos'a Saramene, Gazelonitis, Themiskyra ve Sidene bölgeleri verilir.
Mithridates'in oğlu Pharnakes II Roma'nın iç karışıklıklarından yararlanarak M.Ö. 44' te Amisos'u uzun mücadeleler sonunda fetheder. Caesar, Pharnakes II'yi Zile'de yenerek Amisos'a bağımsızlık verir. M.Ö. 44' te Caesar'ın öldürülmesiyle imparatorluğun doğusunu alan Antonius Küçük Asya'da yeni düzenlemelere gider. Amisos, Amaseia ve Neopolis şehirleriyle birlikte krallara verilir. M.Ö. 36'da Antonius, Amisos'u Tiran Straton'a verir. M.Ö. 31'de Oktavianus Antonius'u Actium'da yener ve Amisos'taki tiranı kovar. Şehre bağımsızlık verir. Çeşitli imparatorlar döneminde çıkan karışıklıklara Amisos şehri karışmaz. Roma İmparatorluğu İkiye bölününce Bizans devletinin payına düşen kent Amisos adıyla bir piskoposluk merkezi olur. M.S. 10. yy'da İmparator Konstantin Porphyrigenistos'un bir emrinde şehrin adı Amnisos olarak geçer.

TÜRK HAKİMİYETİNDE SAMSUN
İslamlığın doğuşundan sonra 863 yılında Arap ordularının saldrısına uğrayan kent, yıkılıp yağmalanır. Malazgirt Savaşından sonra Türkler Anadoluyu yurt tutmak amacıyla yayılmaya başlarlar. 1086'da Danişmendliler Samsun'u kuşatırlarsa da ele geçiremezler. Ancak Samsun'un yakınında yeni bir kent kurarlar. Bundan sonra eski kente "Hristiyan Samsun" denir. Selçuklu hükümdarı Kılıç Arslan ülkesini iki oğlu arasında paylaştırdığında (1185) Müslüman Samsun, hükümet merkezi Tokat olan Rüknettin Süleymenşah'ın payına düşer. Hıristiyan Samsun ise, önce Bizanslıların, XIV.yy.'ın ilk yıllarından başlayarak da uzun süne Cenevizler'in yönetiminde kalır. Müslüman Samsun, Kösedağ Savaşından (1243) sonra sırasıyla İlhanlılar, Pervaneoğulları(1297), Candaroğulları (1322) ve Tacettinoğulları'nın (1348) denetinine girer. 1393'te Yıldırım Beyazıt tarafından alınır. Ancak padişahın Rumeli'de uğraşmasından yararlanan Kubatoğulları 1395'te şehri ele geçirir. Müslüman Samsun'u ikinci kez alan Yıldırım Beyazıt, Bulgar Kralı Mihail Yiyman'ın Müslümanlığı kabul eden oğlu Aleksandır'ı (İskender Paşa) buranın valiliğine getirir (1398). Ankara Savaşından sonra Anadolu beyliklerini yeniden canlandıran Timur, Müslüman Samsun'u Canik beylerinden Kubatoğulları'na verir(1403). Timur Anadolu'dan çekip gittikten sonra, Osmanlı Şehzadesi Süleyman Çelebi Müslüman Samsun'u Kubatoğulları'ndan alarak Taşanoğlu Ahmet Bey'e verir (1404). Süleyman Çelebi'nin İstanbul yolunda öldürülmesinden(1411) sonra toparlanıp güçlenen kubatoğlu Cüneyt Bey, savaşta yenilgiye uğrattığı Taşanoğlu Ahmet Bey'i öldürerek Müslüman Samsun ve yöresine egemen olur(1414). Candaroğlu İsfendiyar Bey ile birleşen Tavettinoğyu Hüsamettin Bey, Samsun üzerine yürüyerek savaşta Cüneyt Bey'i öldürerek topraklarını ele geçirir(1418). Ancak daha sonda Karakoyunlular'ın Erzincan Valisi Pir Ömer'le anlaşan İsfendiyar Bey, Müslüman Samsun'u Hasan Bey'den alarak küçük oğlu Hızır Bey'i buranın valiliğine atar. Anadolu seferine çıkan I, Çelebi Mehmet her iki Samsun'u da fetheder. Cenevizliler aşağı şehri yakıp gemilerle kaçarlar. Tek yönetim altında birleştirdiği kentin valiliğini Tacettinoğlu Hüsamettin Hasan Bey'e bırakırken, Canik yöresini de oğlu Şehzade Murat'ın Amasya sancağına bağlar(1419). Murat II.'nin cülusu sırasında (1421) çıkan karışıklıklaıdan yararlanarak Osmanlılar'a karşı ayaklanan Tacettinoğlu Hasan Bey'le kardeşi Mehmet Yavuz bağımsızlıklarını ilan ederler ve Samsun'da ortak bir yönetim kurarlar. Canik bölgesini denetim altıma almakla göreclendirilen Amasya Sancakbeyi Lala Yörgüç Paşa, Samsun'u bir kez daha Osmanlı topraklarına katar(1428). Osmanlı yönetiminde Samsun, Canik bölgesinin merkezi olarak önce Amasya'ya, sonra da Sivas'a (Paşa Sancağı) bağlanır. Kentin ağırlık merkezi Hıristiyan Samsun'dan Müslüman Samsun'a geçerken, limanı da Sinop'un gölgesinde kalır. Yavuz Sultan Selim döneminde kent, Trabzon ve Karahisar'la birlikte yeni oluşturulan Erzincan Eyaletine bağlanır(1514). Mehmet III, döneminde (1595-1603) Kazaklar'ın sürekli saldırısına uğrayarak büyük hasar gören Samsun Kalesi, daha sonra onarılarak saglamlaştırılır ve içine yerleştirilen muhafızlarla denizden gelebilecek akınlara karşı kentin güvenligi sağlanır.
XVIII. yy.'ın ilk yarısından başlayarak Samsun ile Karadeniz'in, öteki limanları, özellikle Kırım arasında yapılan deniz ticareti kentin önemini artırır. Ancak Kırım'ın Osmanlı denetiminden çıkmasından (1774) sonra bu ticaretin gerilemesi, Samsun'u olumsuz yönde etkiler. Yörede ıslahat amacma yönelik olarak konan yeni vergilerden hoşnut olmayan eşraftan bazı kişilerin desteğini kazanan Canikli Ali Paşa, yönetime karşı ayaklanıp Samsun'u işgal eder (1779). Ayaklanmayı bastırmakla görevlendirilen Çapanogullar'ından Cabbarzade Mustafa Bey, Caniklileri Kavak'ta yendikten (1780) sonra Samsun'la yöresinde dirlik ve düzeni yeniden kurar. Bu kez de Alipaşazade Hüseyin Bey'le birleşen Mütesellim Tayyar Paşa, Samsun'da ayaklanarak Çapaoğulları'nın yönetimindeki Amasya'ı ele geçirir (1805). Erzurum Valisi Yusuf Ziya Paşa, Çapaoğulları'nın yardımyla Tayyar Paşa kuvvetlerini Trabzon yakınlarında yener. Alipaşazade yakalanarak idam edilir. Tayyar Paşa Anapa'ya kaçar (1806). XIX. yy.'ın ilk çeyreğinde güçlenen Canikli Hazinedaroğulları Samsun ve yöresini denetimleri altına alırlar. Ancak Tanzimat'tan sonra etkisiz durumda kalan Hazinedaroğulları özellikle yüzyılın ikinci yarısında kent ve yöredeki tüm nüfuzlarını yitirirler. Bu arada Karadeniz'in buharlı gemilere açılması ve Bafra ile yöresinde nitelikli tütün ekiminin başlamasi Samsun için yeni bir gelişim kaynağı olur. Kentin Türk nüfusu arttığı gibi Avrupalı tütün alıcıları ve çeşitli hammadde tüccarları da şehre yerleşmeye başlar. 1869 yılında Samsun'da büyük bir yangın çıkar. Şehrin hemen hemen tamamı kül haline gelir. Ancak zengin bir ticaret merkezi olan Samsun çabuk kalkınır. Birinci Dünya Savaşı sırasında deniz ticareti felce uğradığı için, ekonomik yönden büyük sıkıntılar çeken Samsun, Rus savaş gemilerince dört kez topa tutulur. Önemli ölçüde hasar görür (1915). 19 Mayıs 1919'da Samsun limanına 3. Ordu müfettişi olarak ayak basan Mustafa Kemal Paşa (Atatürk), Anadolu'da Kurtuluş Savaşı'nı başlatır ve kent de bu özelliği nedeniyle Kurtuluş Savaşı'nın bir simgesi durumuna gelir. XIX. yy. sonlarında Trabzon vilayetine bağlı bir mutasarrıflık olarak yönetilen Samsun, Cumhuriyetten sonra kendi adını taşıyan ilin merkezi olur.

4 Kasım 2008 Salı

20 Ağustos 2008 Çarşamba

Mersin

Mersin, yıllar boyu farklı medeniyetlerin yaşadığı bu nedenle de tarihi kalıntılara sahip bir şehir. Mersin'de iki tane antik kent gördük. Farklı medeniyetlerin izlerinin taşa toprağa sindiği bu bölgelerde kısa bir gezinin ardından aklımda kalanlar..
Silifke’den yukarılara tırmandıkça bir antik kentle karşılaşacağımızı biliyordum ama böylesini beklemiyordum. Uzuncaburç antik kentinden bahsediyorum. Helenistik dönemde İ.S. 72 yılında Olba Krallığı’na bağlıyken Romalılar tarafından Diocaesarea adıyla bir kent devleti olan haline gelen bu şehirde, her iki döneme ait kalıntılar bulunmakta. Zeus tapınağı, uzun burçlar, anıt mezar, sütunlu yol, tiyatro, çeşme binası, şans tapınağı, ve şehir kapısı kazılarda ortaya çıkan eserlerden.

Diğer bir antik kent de “Kanlı Divane”. Şehrin içindeki çöküntüde suçluların vahşi hayvanlara parçalatıldığı inancı nedeniyle halk tarafından “Kanlı Divane” adını aldığı söylenmekte. Bu ölüm çukurunun duvarlarına bakıldığında bir tarafta kılıçlı bir asker ve diğer tarafta da -sanki gösterileri izleyen- beş kişilik bir aile kabartması var ki, bu da bu inancı destekler görünmekte. Bu ölüm çukurunun etrafına kurulan, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşim merkezi olarak kullanılan bu şehirden bazilika, sarnıç ve anıt mezar kalıntıları görülebilir.

Narlıkuyu’da meşhur “Üç Güzeller Mozayiği”ni gördük. Deniz kenarındaki sarayın hamam bölümünde yere yapılan bu mozaik, Silifke Kaymakamlığı’na göre Zeus’un kızları yarı tanrıça Aglaia, Thalia, Euphrosyne’yi göstermekte (Kültür Bakanlığı sitesinde Hera, Athena, Afrodit olduğu yazıyor). Mozayiğin üst kenarındaki Grekçe yazının Türkçesi şöyle imiş:
"Ey konuk dost! Bu mucizeli suyu kimin bulduğunu, saklı kaynağını kimin gün ışığına çıkardığını merak ediyorsan, bil ki O, imparatorların dostu ve Kutsal Adalar'ın dürüst yöneticisi Poimenios'tur".